2 Şubat 2013 Cumartesi

Dinleyici Psikolojisi


İki dandik hoparlörden kulağıma gelen MT'nin "Şatta Fat" adlı müthiş serisinin adı gereği olsa gerek serinin en olgun albümü olan Şöhret'ten, Şah ve Mattım adlı şarkı kulağımdayken başlıyorum ilk yazıma. Yıllarca dinlediğimiz, zaman verdiğimiz, otobüsteyken, okula giderken bizi trafiğin içinde hayaller alemine bırakan nadide Türk rapçileri hakkında bir şeyler yazma şansı bulmak insanı gerçekten sevindirip, rahatlatıyor.

"Evet zarlar hileli." ve hayat hayli kirli gelmişti gözümüze,her yaşıtımız gibi benliğimizi,kim olduğumuzu nereye gittiğimizi öğrenebilmek için en doğru yolu seçmiştik hepimiz: Müzik.

Müzik insanı insan yapan yegane sanatlardan birisidir, çünkü direkt olarak sizi muhattap alır, size bestelenir, sizin için çalınıp sizin için söylenir, sizin için detone olunur, sizin için flex yapılır. Dinleyip beğendiğimiz ve seneler sonra duyduğumuzda cümlelerine eksizsizce katıldığımız şarkılardır bizi biz yapan. Benim için de Türk Rap'idir bu. Ben şahsen ne kuzenimden aldığım Cartel albümüyle, ne de Almanya'daki yeğenimin yolladığı Islamic Force albümleriyle başladım bu kulaklık macerama. Günlerden bir gün semtimin en işlek mekanlarından birisi olan internet cafede rastgele bir Nefret albümüne denk geldiğim anda düştüm bu güzide kuyuya:

"Gel, öyle durma, Türkçe, Türkçe Rap'e gel!"

Devamını da hepimiz biliyoruz. Meydana her yeni çıkan Türkçe sözlü rap savaşçısını bağrımıza bastık, iyi-kötü ayırt etmeden hepsini dinledik, hepsine anlam yükledik. Gençliğimiz, bir kaç heyecanlı amatör rapçinin ellerindeki stres topu gibiydi adeta. Nedendir bilinmez o rapçilerin yarısından çoğu günümüzde saçma sapan işlerle çıkmaya başladılar karşımıza...

Kimse kusura bakmasın ama, Da Poet in Poetika adlı albümü gerçekten berbat. Raziel'in en son bize sunduğu Ritüel EP acınacak derecede içi boş ve safsata dolu bir kaç şarkıdan başka bir şey değil. Patron flex "Patron"laşmaya başladığından beri gerçekten serkeş işlerle geliyor önümüze ki son zamanlarda nedense Patron adına da rastlayamıyorum.


Evet kardeşlerim, ben size Tr-Self Confusion, Sefalet, Olympos Records, Kuvvetmira belki de Kadıköy Acil'den bahsetmek için yazıyorum. Fırtınalar Koparken adlı Müthiş Da Poet parçasını ilk dinlediğim andaki ruh halimden bahsetmek için buradayım, Raziel Nisroc'un Elsa Bleda'ya sunduğu Mekan-ı Cehennem adlı albümünü hatim ettiğim için, yabancı rape bir türlü bir kaç isim dışında ısınamadığım için yazıyorum.

Hatırla! Neyim Var ki'nin klibini ilk izlediğin anı hatırla.

Dinleyici olarak şu an dönüp hip hop portallarına baktığım zaman gerçekten acısı duyulmayan, rahatsız etmeyen sadece bir "ulan" dedirten bir ızdırap duyuyorum. Buna benim ve diğer yazar arkadaşlarım gibi Türk Rap'ine kısacık ömrünün sadece kendi hatırladığı ergenlik anılarını, dışarıdaki yaşıtları karşı cinse fazlasıyla ilgi duyarken evde hip hop ile uğraşmaya adadığı zamanları feda eden herkes katılır fikrimce.

Ben lisede Sagopa Kajmer dinlediğim için adım Sagopa kalmıştı. Herkes yan sınıftaki hoşlandıkları kızın peşinde koşarken ben dışarıda kırmızı süperstarım ve bol pantolonumla okula girebilmek için ceza olarak çöpleri topluyordum. Neden? Çünkü Sansar dinliyordum, Mozole Mirach dinliyordum. Çünkü ben alternatif bir kültüre hayatını adamaya hazır bir lise talebesiydim ve diğerlerinden farklıydım.

Hepimiz birbirimizi diğerlerinden farklı tutarak yaşayabiliyoruz. Çünkü herkesin kendini normal hissettiği bir dünyanın Kuzey Kore'den farkı kalmaz. Kapitalizm bize kendimizi özel hissettirmek için var sonuçta. Ancak benim olayım bu değil. Ben kapitalizme küfreden adamların özel olduğunu ve bu cümleleri de bu 40 kişilik sınıfta benden başka bilen birisi olmadığı için kendimi farklı tuttum.

Hala farklıyım, sen de farklısın. Çünkü hala Raziel ve Da Poet'in bir yarışmayı kazandıkları "Susma " parçasını dinlediğinde backvokal yaparak eğleniyorsun bu göbekli,sakallı halinle.


Fakat şu anda fazlaca irdelemek istemediğim bu bizim saygıdeğer rapçilerimizin farklı arayışlara yönelmesi bana ergenliğimi sorgulatıyor. Parti çıkışlarında peşinden sadece bir fotoğraf çekilebilmek için koştuğumuz, abi dediğimiz adamlar bizi önemsemeyip sözde kendi müzik zevklerine göre bir şeyler üretip adına hip hop dedikçe sinirleniyorum, tribe giriyorum, inme iniyor.

Halbuki bu bizden en fazla 2-3 yaş büyük mc'ler bizleri önemsemedikçe, partinin olduğu sokağın bir arka sokağına geçtikleri zaman tanınmamaya devam edecekler. Belki bir tavuk dönercide karşılaşırız ha, ne dersin Mozole Mirach? Ama bu sefer selam dahi vermeyebilirim, peşinden yokuş koşmayabilirim ve hatta yüzüne bile bakmayabilirim. Her neyse,Mozz'u severim, Rünya'mıza Renk katıyor.

"Kısa tutalım son sözleri, sevemedim vedaları."

Belki bu yazıyı yeni nesil dinleyici kardeşlerimizden birisi okuyup bana küfredebilir. Ancak Sansar'ın "Hayatına girer girmez üniversite yılları, şimdi Sansar dinlemek için fazla havalı!" lafını anladığı zaman benim yazıma da katılacaktır bu tüyü bitmemiş kardeşlerim. İleride benim şu anda günahım kadar sevmediğim ibnetör gündem rapçilerini sevip sayan kardeşlerim -ki bu benim için çok önemlidir, benim sevmediğim adamı sevmen benim için problem değildir, önemli olan müziği sevmek, ona saygı duymaktır. İcracının karakteri, kişiliği, adı-sanı önemli değildir- ileride bu dinlediği insanların yoldan saptıklarını görünce bizi anlayacak ve bizim kadar küfredecektir her yeni saçma şarkılarında.

Hoşbulduk.
Sars.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder