Aslında bugünkü yazıyı yazmamdaki genel amaç dünyadan sevdiğim ve güzel hikayeleri olan parçaların bir kısmını paylaşmaktı. Çok kısa 5 tane şarkı paylaşacaktım sadece, bunu yaparken bir top 5 falan yapmak gibi bir amacım yok çünkü storytelling denilen olayın içine girilirse inanılmaz örnekler bulabiliyoruz. Sadece aklıma gelen, dinlemekten keyif aldığım 5 şarkıyı paylaşmak istemiştim ama aklıma Türkçe Rap’teki storytelling yavşaklığı geldi ve açıkçası sinirimi bozan bu konudan biraz bahsetmek istedim.
Türkçe rap dinleyenlerinin genelinde, bir şeyi tekelleştirme çabası mevcut. Türk insanı olarak genel prototipimiz sanırım bu. İnsanlar x şahsını y işinin kralı ilan etmezse ölecek hastalığına yakalanmış gibi davranıyorlar. Son zamanlar son derece rahatsız olduğum konulardan biri de Türkçe Rapte storytelling mevzusu. 3-5 hikayenin anlatıldığı şarkılar storytellingin en güzel örnekleri ve bu şarkıların icracıları da Türkçe Rap’te storytelling’in üstadı gibi gösterilebiliyor. Burada bir fetişistlik var. Storytelling sadece bir isim. Bir şarkının hikaye formatında olması şarkıyı ekstra güzel yapmıyor. Kesinlikle heyecan verici yapıyor bunu inkar edemeyiz ama her öykü anlatılan parça çok iyi, her öykü anlatan mc de çok iyi Mc değil. Ortada hikaye olunca sanırım hikayeye odaklanmaktan iyiyi kötüyü ayırt edemiyoruz. Bu bence bir sorun. Ayrıca Türkiye zaten bu işin temeliyle doğmuşken bu konuda bir bayağılık almış başını yürüyor… Türkçe Rap her ne kadar rap anlamında bana göre zayıf temellerle ortaya çıkmış olsa da belki derinlik olarak gelecekte hiçbir zaman yakalanamayacak bir boyutta doğdu. Bu derinliği sağlayan da rape yedirilmiş hikayelerden başkası değildi.
Bugün bir internet sitesinde storytelling’i Türkiye’ye ilk olarak yeni mc’lerden birinin getirdiğini yazmış biri. Çok büyük bir yanılgı bu. Türkçe Rap zaten storytelling'in ta kendisiydi. İsmi Şu an çok sikik bir hale evrilmiş olabilir ama temeli, dayandığı esas, başlı başında bir hikayedir, bu hikayenin anlatımıdır. Islamic Force; Mesaj albümünde gerçek bir öyküden bahsediyordu aslında üstelik neredeyse her şarkısında, C-it; Adım şarkısında hepimizin hayatından kesitlerle, hepimizin hayatını aynı anda anlatmıştı. Silahsız Kuvvet, Bu Yaka’da, Beyaz Ölüm'de, hatta ilk şarkısı Duman'da “çek içine hadi o pis kara dumanı” derken yine hepimizin gördüğü manzaraları bize betimliyor, paranoyak bir ruh hali ile yaşananları anlatıyordu. Aynı şekilde Yener de Liseli Genç’te bir başka şeyi yapmadı. Özellikle bugün old-school olarak tabir ettiğimiz şarkıların birçoğu bu derinlikteyken bugün piyasadaki 2-3 ismin storytelling üstadı olarak anılması beni şahsen rahatsız ediyor. Birilerini üstad ilan etmeden önce geçmişi eşelemek lazım. Bunun biraz da ortaya çıkmasının sebebi günümüzde şarkıların içinin giderek boşalması ve farklı yönlere doğru evrilmesi. Bu sayede ortaya çıkan iyi işler hemen "klasik" bu işleri çıkaran mc'ler de "üstad" muamelesi görüyor. Koyunun olmadığı yer öyküsünden başka bir şey değil. Yanlış anlaşılmasın bahsettiğimiz old school mc’lerin dışında güzel storytelling örnekleri de sunuldu Türkçe Rap’te, ilk aklıma gelenler, MT-Gangsta Blues, Saian-Kan Yüzüğü, U.L.A.Ş-Behçet’in Öyküsü, farklı kurgusuyla Karaçalı-Kaçak Marlboro. Esas konumuzdan çokça sapsak da bunu Türkçe Rap’te kanayan bir yara olarak belirtmeden geçemeyecektim. İlk yazımda sevdiğim birkaç hikaye temalı parçayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Birçoğu zaten bilindik şarkılar, bilmeyenlere de belki bir katkım olur diye düşündüm.
Kendrick Lamar bence yılın en iyi albümlerinden birine imza attı. Benim gözümde albümü klasik olacak kadar kaliteli. The Art of Peer Pressure'da isminden de anlaşılabileceği, arkadaş ortamında insanın geçirdiği başkalaşımı, harika bir soygun hikayesiyle anlatıyor. Kendrick son zamanlarda favorilerimden. Esasen bize hiç yabancı biri değil. Compton'lı adam sonuçta. Kan çekiyor :) Şarkıyı dinlerken kendinizi beyaz Toyoto’nun içinde, esrar ve alkolun dibinde, Westchester’ı geçerken, Jeezy dinliyor olarak bulacaksınız.
“we pulled up on a bunch of working girls, and asked them what they working with – look at me, i got the blunt in my mouth, usually i’m drug-free, but shit i’m with the homies”
Immortal Technique – Dance With the Devil
Bu şarkının eski bir hikayeye ve çok bilindik bir melodiye sahip. Vokal olarak ortalama bir çalışma olduğunu düşünsem de kendisini efsane kılan müthiş bir anlatım tekniği ve gerçekten tüyler ürpertici bir öyküye sahip. Revolutionary Vol. 1 albümünde bulunan şarkı, Immortal Technique’in en bilindik şarkısı aynı zamanda. Çoğu Immortal parçası gibi protest bir tavrı var, ters açıdan bakarsak hikaye dışında zencilerin yoksul sokaklarda nasıl bir yaşam mücadelesi verdiğini anlatıyor. Sokaklarda köşebaşlarında görülüp yanlarından pervasızca geçilen insanların nasıl öykülere sahip olabileceğini gözler önüne seriyor. Immortal'ın parça sonrası kendine yöneltilen eleştirilere verdiği cevap gibi, bu şarkının anlattığı tüm o korkunç hikaye, her ücra köşede, her gün yaşanıyor! William, hayalleri olan bir gençtir ve tüm rüyalarına kavuşmak için uyuşturucu satmaya başlar. Fakat bu maceranın sonu hapiste biter ve kurtulmak için muhbirlik yapar. Bu davranışından sonra neredeyse tüm saygınlığını kaybeder ve William’ın yapmak istediği tek şey, çetesine kendisinin ne kadar kötü, ne kadar pis işler yapabilecek bir insan olduğunu göstermektedir. Bir cuma gecesi saat 3’e çeyrek varken çete üyeleri buluşurlar fakat bu buluşma William için bir kabusa dönüşecektir. İşler kontrolden çıkar ve korkunç bir hal alır.
Her ne kadar gerçekliği konusunda çeşitli söylentiler de olsa bu hikayeyi ekstra çarpıcı yapan bir nokta var; Immortal Technique’in de o gece orada çete üyelerinden biri olarak bulunması!
Atmosphere – The Waitress
Atmosphere’in çok severek dinlediğim albümünden, çok sevdiğim şarkılarından biri. “When Life Gives You Lemons, You Paint That Shit Gold!” Bence Atmosphere’in en iyi albümlerinden biri. İçerisinde çok iyi kurgulanmış öyküler ve çok iyi yazılmış lirikler var yine. Slug gündelik hayat senaryolarını çok usta bir şekilde dramatikleştirebiliyor. Sanırım storytelling’den bahsedip Atmosphere’den hiç örnek vermemek yanlış olurdu. Yine kısa film tadında ve yine beatiyle, flowuyla rape doyuran bir çalışma. Yaşlı ve yoksul bir adamın bir garson kıza saplantılı aşkının öyküsü. Onu görmek, uzaktan da olsa bir onu görüp mutlu olabilmek için adam her gün kızın çalıştığı yere gider. Fakat garson kız adama adeta bir sokak köpeği gibi davranmakta, onu hor görmekte, kötü gözle bakmaktadır. Bu kadarı bile ona kafi, çünkü o garson, onun hayatta varlığını anlamlı kılan, aşık olduğu kadın. Ya da belki değil…
"Look lady, I'm
homeless, I'm crazy
I'm so hopeless
I'm suicidal daily
If you and I
can't co-exist, let's fake it"
Bu şarkının sözlerinin kullanıldığı harika bir kısa vidyo çekmişler. Geçtiğimiz günlerde Slug facebook hesabından paylaşmıştı. Etkileyici olmuş. Mutlaka izleyin.
Notorious B.İ.G – I Got a Story To Tell
Eğlenceli bir öyküyle devam edelim, I Got a Story To Tell, Biggie’nin ölümünden hemen sonra çıkan Life After Death isimli albümünden. Bu şarkıyı çok seviyorum sample çok hoşuma gidiyor. Yasak ilişkiler bugüe kadar herkesin dikkatini çekmiş, merak ve magazin ögesi olarak kullanılmış bir konu, kabul edelim ki insanoğlunun böyle şeylere merakı var :) Bu kez Biggie başından geçen olayı, mizahi bir şekilde hem de sürükleyici olarak anlatıyor… Tabi olmaması gereken bir şey ama bir anlık düşünün, evli bir kadının yatak odasındasınız, birden evin kapısını, basketbolcu kocası açıyor ve “ben geldim” diyor. Tahmin edersiniz ki berbat bir durum. Herhalde biz olsak son duamızı etmeye başlarız. Fakat adamın giderek yatak odasına yaklaşmasına rağmen Biggie soğukkanlılığını konuşturuyor ve adamın karısıyla ilişkiye girdiği yetmezmiş gibi üstüne bir de paralarını alıp kaçıyor. Nasıl olduğu ise şarkıyı dinleten unsur. Üzerine efsane bir erkek muhabbetiyle baş başa bırakıyor bizi Biggie… Stand up niyetine bile dinlenebilir.
“Yo man, y'all niggas ain't gonna believe what the fuck happened to me. Remember that bitch I left the club with man? Yo, freaky yo. I'm up in, This bitch playa this bitch fuckin run them ol Knick ass niggas…”
Aesop Rock - No Regrets!
Son örneğimi Aesop Rock ile vermek istiyorum. Rhymesayers'tan Aesop sound olarak çok çeşitliliği benimsemiş bir isim. Bana göre çok üst düzey bir mc. Birçoğu gerçek rap diye bir geyikten bahseder, gerçek rapi bilmem ama benim için kesinlikle var olması gereken raplerden birinin örneğini sunan adamdır Aesop Rock. Alışılagelmiş soundların çok dışında bir anlayışı var, çok etkili bir söz yazarı. No Regrets şarkısı da Labor Days albümünün en iyilerinden. Albümü hala dinlemediyseniz ve iyi bir rap müzik sever olduğunuzu düşünüyorsanız müthiş müzikal şölen için dinlemelisiniz. Şarkı isminden de anlaşılacağı gibi asla vazgeçme mesajını veriyor. Lucy, çok yetenekli bir sanatçıdır. Resim yapmayı, boyamayı, çizmeyi çok sever… Fakat çevresi onu ve onun bu sıradışı yeteneğini hiç anlamamaktadır. Fakat Lucy vazgeçmez, içine kapanık, yalnızlaşmış bir hayatı da yaşasa onu haya bağlayan yeteneğinden kopmaz ve bizi mutlu edecek o harika piyanonun öncesinde şöyle der;
“look I've never had a dream in my life because a dream is what you want to do and still haven't pursued I knew what I wanted and did it 'til is was done so I've been the dream I wanted to be since day one”
Beton.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder